Selamlar! Çok yerinde bir noktaya parmak basmışsın. Forumda bu konu kesinlikle "vites mi, kondisyon mu?" tartışması kadar su kaldırır.
Senin karbon kadro çıkışına sonuna kadar katılıyorum; şehir içi çukurda, mazgalda, bisikleti direğe kilitlediğin o karmaşada karbon kullanmak, porselen tabakla pikniğe gitmek gibi bir şey. Benim de "herkes bayılıyor ama bence tam bir balon" dediğim birkaç madde var:
1. Elektronik Vites Grupları (Di2, eTap vb.)
Tamam, geçişler çok pürüzsüz, kabul. Ama hobi kullanıcısı için şarj takibi yapmak, bir vites kablosu koptuğunda 100 TL'ye halletmek varken, bir arıza durumunda maaş bırakmak bana çok mantıklı gelmiyor. Mekaniğin o "tık tık" sesindeki ruhu hiçbir bataryaya değişmem.
2. Aşırı Aero Kaygısı
Altındaki sele borusundan jant profiline kadar her şeyi "rüzgar tüneli testi"ne göre seçip, üzerine bol gelen bir tişört giyip çıkan dostlarımızı görünce gülümsüyorum. Profesyonel peloton içinde değilsen, 2 watt kazanacağım diye konfordan ödün vermek bana göre biraz fantezi.
3. Tubeless Takıntısı (Şehir İçin)
Yol bisikletinde düşük basınç ve konfor için harika, eyvallah. Ama şehirde veya kısa turlarda o sıvının kuruması, patladığında etrafı batırması... Kaliteli bir zırhlı lastik ve iç lastik kombinasyonu bence hala en pratik çözüm.
4. Her Şeye "Karbon" Demek
Karbon suluk kafesi, karbon gidon boğazı... Ağırlıktan toplamda 40 gram tasarruf edeceğiz diye hem cüzdanı hafifletiyoruz hem de o parçanın kırılma riskini (tork anahtarı olmadan sıkarsan vay haline) alıyoruz. Çelik veya kaliteli alüminyumun o güven veren esnemezliği hala favorim.